İstiklal Marşı İle İlgili Anılar

İSTİKLAL MARŞI’NIN YAZILMASI

Yeni kurulan devlet için bir "Milli Marş” yazılması hususunda Büyük Millet Meclisi’nin altı ay müddet vererek açtığı "İstiklâl Marşı Müsabakası”na muhtelif şâirlerin gönderdiği tam 724 şiir gelir. Bu şiirler, oluşturulan bir komisyonda incelenir ve içlerinden altı tanesi seçilerek Meclis matbaasında bastırılıp milletvekillerine dağıtılır.

Mâarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) Hamdullah Suphi Bey, yarışmaya para ödülü konulmuş olması yüzünden iştirâk etmemiş olan şâir Mehmet Akif Bey’e müracaat ederek, onunda bir şiir yazmasını ister. Bunun üzerine Mehmet Akif Bey; "Ben mebusum, müsabakaya iştirak etmem, ayrıca yazarım” diyerek teklifi kabul edip, ikâmet etmekte olduğu Tâceddin Dergâhı’nda, "Kahraman Ordumuza” ithaf ettiği İstiklâl Marşı şiirini yazdı. (1)

İstiklal Marşı’nın Okunması

Milli Eğitim Bakanı kürsüye çıkarak büyük bir heyecanla İstiklâl Marşı’nı okur. Marş’ın her satırı, her kıtası sürekli alkışlarla karşılanır. Meclis’i büyük bir heyecan kaplar.

Abdülgafur Efendi dua ediyor, bütün Meclis âmin-han oluyor. O gün Üstat için en muazzam bir gündü. Hayatında bu kadar heyecanlı bir gün geçirmediğini söylüyordu. (2)

Nihayet 12 Mart 1921 günü Meclis’te yapılan oylamada Mehmet Akif Ersoy’un yazdığı "İstiklal Marşı” adlı şiir Milli Marş olarak kabul edilir. Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Bey’in kürsüden tekrar okuduğu "İstiklal Marşı” milletvekillerince ayakta dinlenir…

Ben Yalnız Gördüğümü Yazdım

Bir gün Üstad’a sordum:

"– İstiklâl Marşı’nı niçin Safahat’a koymadınız?”

"– Onu millete hediye ettim, dedi; artık o, milletindir. Benimle alâkası kesilmiştir. Zaten o, milletin eseri, milletin malıdır. Ben yalnız gördüğümü yazdım. (3)

 Allah, bir daha bu millete bir İstiklal Marşı yazdırmasın…

Mehmet Akif, son günlerinde, hasta yatağında yatarken kendisine İstiklal Marşı için,

"Acaba yeniden yazılsa daha iyi olmaz mı?” diye bir sual sorulmuş. Akif’in şu cevabı, bu marşın neyin destanı, neyin mahsulü olduğunu anlatacak bir vecizedir:

"O şiir bir daha yazılamaz, onu ben de yazamam; onu yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak lazım. Allah, bir daha bu millete bir İstiklal Marşı yazdırmasın.”

(Mehmet Akif Ersoy ve İstiklal Marşı Anıları, İstiklal Marşını konu alan anılar, Mehmet Akif Ersoy’un dilinden İstiklal Marşı nasıl yazıldı anısı.)

İstiklal Marşı Milletin Malıdır

Üstad, uzun bir hicretten sonra memlekete dönmüştü. Gurbet illerinde sevgili yurdunun hicran ve hasreti onu yakmış, kavurmuştu. Ciğerleri şişmiş, vücudu bir külçe kemik halinde kalmıştı. Beyoğlu’nda Mısır Apartmanı’nın loş ve sâkin bir odasında son günlerini yaşıyordu. Sevdiği bazı arkadaşları kendisini ziyarete gelmişlerdi. Milli Mücadele günlerinden bahsediliyordu. Söz İstiklâl Marşı’na intikal etti.

İstiklâl Marşı denince üstadın gözleri büyümüş ve parlamıştı. Hastabakıcının yardımıyla doğruldu, anlatmağa başladı:

"– İstiklâl marşı... O günler ne samimî, ne heyecanlı günlerdi. O şiir, milletin o günkü heyecanının bir ifâdesidir. Bin bir fecâyi karşısında bunalan ruhların, ızdıraplar içinde halâs dakikalarını beklediği bir zamanda yazılan o marş, o günlerin kıymetli bir hatırasıdır. O şiir bir daha yazılamaz... Onu kimse yazamaz... Onu ben de yazamam... Onu yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak lâzım. O şiir artık benim değildir. O, milletin malıdır. Benim millete karşı en kıymetli hediyem budur...”

Bunu söylerken Üstad yorulmuştu. Başı yastığa düşüyordu. O kemik külçesini yavaşçacık itina ile yatağına uzattık. Misafirler veda ettiler. Üstad gözlerini kapadı. Sakin, sessiz uyumaya başladı. (4)

Kaynaklar:
(1) Muallim Mâhir İz (Mehmed Âkif’in talebesi ve arkadaşı), Yılların İzi, s. 128, İstanbul 1975.
(2) Fergan, C. 1, s. 80.
(3) Fergan, C. 1, s. 166. Mehmed Âkif’in talebesi ve seyyah, gazeteci Mehmed Tevfik Efendi’nin oğlu Mehmed’in hatırası.
(4) Fergan, C. 1, s. 82.

Etiketler : İstiklal Marşı

Sosyal Paylaşım :

İlginizi Çekebilecek Diğer Başlıklar

Yorum Ekle

Yandex.Metrica
0,03